704. Koğuşun Hikayesi Gülbahar Celilova
Rapor

704. Koğuşun Hikayesi: Gülbahar Celilova

Yayın Tarihi: 7 sayfa TR

ETHR tarafından yayımlanan 704. Koğuşun Hikâyesi, Kazakistan vatandaşı Gülbahar Celilova’nın Doğu Türkistan’daki tutukluluk sürecini kendi anlatımıyla kayıt altına almaktadır. 1964 yılında Kazakistan’da doğan Celilova, 1997 yılından itibaren yaklaşık yirmi yıl boyunca Urumçi ile Kazakistan arasında ticaret yapmıştır. Mayıs 2017’de ticari işleri için Urumçi’ye geldikten iki gün sonra, kaldığı otelden polisler tarafından götürülmüştür.

Telefonunda herhangi bir suç unsuruna rastlanmamasına rağmen saatlerce sorgulanan Celilova’ya, daha önce gitmediğini söylediği Türkiye’de kimlerle görüştüğü sorulmuştur. Kendisine okuyamadığı Çince bir belge imzalatılmak istenmiş; daha sonra bu belgede terör bağlantısı bulunduğunu ve bunu kabul ettiğini belirten ifadeler yer aldığını öğrenmiştir. Avukat talebi reddedilmiş, belgeyi imzalamaması hâlinde ağır sonuçlarla karşılaşacağı yönünde tehdit edilmiştir.

Celilova, 704 numaralı koğuşta yaklaşık 40 kadınla birlikte tutulduğunu anlatmaktadır. Penceresi bulunmayan koğuşun içindeki tuvalet herkesin gözü önünde kullanılmak zorunda bırakılmış; kadınlara yeterli yiyecek, hijyen malzemesi ve tıbbi bakım sağlanmamıştır. Saçları bitlenen ve vücutlarında yaralar oluşan tutukluların saçları kazınmış; düzenli aralıklarla çıplak aramaya tabi tutuldukları aktarılmıştır. Koğuşta 14 yaşından 80 yaşına kadar kadınların bulunduğu ifade edilmektedir.

Tanıklıkta, kadınların Uygurca konuşmasının yasaklandığı, Çin Komünist Partisi’ni öven marşları söylemeye ve düzenli olarak “pişmanlık dilekçeleri” yazmaya zorlandıkları belirtilmektedir. Çocuklarını Uygurca eğitim veren okullara göndermeyeceklerini ve partiye bağlı kalacaklarını yazmaları istenmiştir. Celilova ayrıca kendilerine ne olduğu açıklanmayan ilaçlar verildiğini, düzenli olarak kan alındığını ve iğneler yapıldığını; birçok kadının âdetinin kesildiğini anlatmaktadır.

Bir yıl üç ay on gün süren tutukluluğu boyunca sürekli prangalarla yaşayan Celilova, yalnızca yönünü değiştirmek veya suyla temizlenmek gibi hareketlerin dahi namaz kılma ya da abdest alma girişimi olarak değerlendirilerek cezalandırıldığını aktarmaktadır. Kamp koşulları nedeniyle akıl sağlığını kaybeden, ağır biçimde hastalanan ve hayatını kaybeden kadınlara tanık olduğunu ifade etmektedir.

704. Koğuşun Hikâyesi, toplama kamplarının yalnızca fiziksel tutma alanları olmadığını; dilin, inancın, kültürün ve kişisel kimliğin ortadan kaldırılmasına yönelik sistematik baskı merkezleri olarak işlediğini gösteren önemli bir tanıklık çalışmasıdır. Gülbahar Celilova’nın anlatımı, kamplarda yaşananların bireysel vakalardan ibaret olmadığını, farklı yaşlardan çok sayıda kadını hedef alan kapsamlı bir uygulamanın parçası olduğunu ortaya koymaktadır.

PaylaşXFacebookWhatsAppBağlantıyı Kopyala