ETHR’nin yayımladığı 42. Koğuşun Hikâyesi, Çin’in Doğu Türkistan’daki toplama kampı sistemini Zumret Davut’un yaşadıkları üzerinden anlatmaktadır. 1982 yılında Urumçi’de doğan Davut, Pakistan vatandaşı bir kişiyle evlenmiş ve ticaretle uğraşmıştır. 31 Mart 2018 tarihinde karakola kısa süreliğine çağrıldığını düşünerek evinden ayrılmış, ancak herhangi bir suçlama açıklanmadan gözaltına alınarak 62 gün boyunca toplama kampında tutulmuştur.
Sorgu sırasında telefon kayıtları, banka hareketleri ve geçmişte yaptığı yasal yurt dışı seyahatleri hakkında tekrar tekrar sorular yöneltilmiştir. Pakistanlı bir kişiden ticari işlem kapsamında hesabına gönderilen para şüpheli gösterilmiş; Pakistan’a eşini görmek için yaptığı seyahat dahi suçlama konusu hâline getirilmiştir. Davut, işkence koltuğuna bağlandığını, kendisine su ve yemek verilmediğini, elleri kelepçeli ve ayakları prangalı şekilde uzun süre bekletildiğini anlatmaktadır.
Başına siyah bir çuval geçirilerek götürüldüğü tesiste kapsamlı biyometrik ve tıbbi kontrollerden geçirilen Davut, daha sonra 42 numaralı koğuşa kapatılmıştır. Raporda koğuşun aşırı kalabalık, karanlık ve sağlıksız olduğu; kadınların temel hijyen imkânlarından, yeterli beslenmeden ve gerekli tıbbi tedaviden mahrum bırakıldığı aktarılmaktadır. Tutukluların saçlarının kesildiği, soğuk beton üzerinde oturmaya zorlandığı ve Çin Komünist Partisi’ni öven eğitimlere tabi tutulduğu belirtilmektedir.
Davut ayrıca kadınlara her gün ne olduğu açıklanmayan ilaçların zorla verildiğini ve ilaçların yutulup yutulmadığının ağızları kontrol edilerek denetlendiğini ifade etmektedir. Kendisinden 62 gün içinde üç kez, her defasında çok sayıda tüp doldurulacak şekilde kan alındığını; kamp sonrasında uzun süre sağlık sorunları yaşadığını anlatmaktadır.
Eşinin Pakistan makamları nezdindeki girişimleri ve uluslararası medyaya başvuracağını açıklaması üzerine serbest bırakılan Zumret Davut, kamptan çıktıktan sonra da ağır psikolojik etkiler yaşamaya devam etmiştir. 42. Koğuşun Hikâyesi, suç olarak değerlendirilemeyecek gündelik ilişkilerin, seyahatlerin ve ticari işlemlerin nasıl keyfî tutuklama gerekçesine dönüştürüldüğünü gösterirken, Doğu Türkistan’daki kamp sisteminin mağdurlar üzerinde bıraktığı kalıcı izleri de kayıt altına almaktadır.

