Doğu Türkistan İnsan Hakları İzleme Derneği (ETHR) tarafından yayımlanan “Doğu Türkistan’da Dini Baskı: İslamofobi ve İslam’ın Çinlileştirilmesi” başlıklı rapor, Çin yönetiminin Doğu Türkistan’daki dini hayatı dönüştürmeye ve kontrol altına almaya yönelik politikalarını kapsamlı bir çerçevede ele almaktadır. Çalışma, dini baskının yalnızca ibadet özgürlüğüne getirilen sınırlamalardan ibaret olmadığını; Uygur ve diğer Müslüman Türk halklarının dini kimliklerini, kültürel yaşamlarını ve toplumsal yapılarını etkileyen sistematik bir politika niteliği taşıdığını ortaya koymaktadır.
Raporun ilk bölümünde Doğu Türkistan’daki dini hayatın tarihsel arka planı incelenmekte ve Çin merkezi yönetiminin bölgedeki din politikalarının zaman içerisinde geçirdiği dönüşüm ele alınmaktadır. Özellikle Çin Komünist Partisi döneminde din üzerindeki devlet kontrolünün gelişimi, Kültür Devrimi sırasında dini faaliyetlere yönelik uygulamalar ve sonraki yıllarda “dini aşırılıkçılıkla mücadele” söylemi etrafında şekillenen politikalar değerlendirilmektedir. Bu tarihsel çerçeve, günümüzde uygulanan dini baskı mekanizmalarının nasıl kurumsallaştığını anlamaya yönelik önemli bir zemin sunmaktadır.
Çalışmanın önemli başlıklarından birini “İslam’ın Çinlileştirilmesi” politikası oluşturmaktadır. Raporda bu politika, dini değer ve pratiklerin Çin Komünist Partisi’nin siyasi ve ideolojik çizgisiyle uyumlu hale getirilmesini amaçlayan daha geniş bir devlet politikası içerisinde değerlendirilmektedir. İslamofobik söylemlerin güvenlik, aşırılıkçılık ve terörizm kavramlarıyla ilişkilendirilerek kullanılması ve İslami kimliğin çeşitli unsurlarının devlet açısından bir güvenlik meselesi olarak ele alınması raporda ayrıntılı biçimde incelenmektedir.
Rapor, dini baskının gündelik hayata nasıl yansıdığını da somut başlıklar üzerinden ortaya koymaktadır. Başörtüsü ve sakal gibi dini ve kültürel sembollerden çocuklara verilen isimlere, camiye gitmekten telefonlarda dini içerik bulundurmaya kadar birçok uygulamanın gözetim veya cezalandırma konusu haline gelebildiği aktarılmaktadır. Bunun yanında cami ve ibadethanelerin kapatılması veya tahrip edilmesi, bağımsız din eğitiminin engellenmesi, din görevlilerinin devlet kontrolüne alınması ve dini faaliyetlerin sıkı biçimde denetlenmesi raporun ele aldığı temel ihlal alanları arasındadır.
Ramazan ayında oruç ibadetine yönelik kısıtlamalar ve dini yaşamın kamusal alandan çıkarılmasına yönelik uygulamalar da raporda ayrıca incelenmektedir. Bunun yanı sıra geleneksel cenaze uygulamalarına müdahale edilmesi, helal yaşam biçiminin sınırlandırılması ve Müslüman toplumun dini geleneklerinden uzaklaştırılmasına yönelik uygulamalar, dini kimliği dönüştürmeye yönelik daha geniş bir politikanın parçaları olarak değerlendirilmektedir.
Çalışmanın bir diğer önemli bölümü ise gözetim ve ideolojik endoktrinasyon mekanizmalarına ayrılmıştır. Doğu Türkistanlıların cami ziyaretlerinden dijital iletişimlerine, kullandıkları uygulamalardan biyometrik verilerine kadar çok geniş bir alanda takip edildiği; bu verilerin teknolojik gözetim sistemleri aracılığıyla toplandığı ve değerlendirildiği aktarılmaktadır. Zorunlu ideolojik eğitim programları, ailelerin günlük hayatına kadar uzanan devlet müdahaleleri ve “yeniden eğitim” kampları da dini ve etnik kimliğin dönüştürülmesini hedefleyen politikalar bağlamında ele alınmaktadır.
Raporun son bölümünde Çin’in Doğu Türkistan’daki din politikaları uluslararası insan hakları hukuku açısından değerlendirilmekte; din ve vicdan özgürlüğü, kültürel haklar ve azınlık haklarına ilişkin uluslararası normlarla karşılaştırılmaktadır. Aynı zamanda uluslararası toplumun Doğu Türkistan’daki insan hakları ihlallerine yönelik tepkileri ve girişimleri de incelenmektedir.
Doğu Türkistan’da Dini Baskı Raporu, bölgede dini özgürlüklere yönelik müdahaleleri birbirinden bağımsız uygulamalar olarak değil; gözetim, asimilasyon, ideolojik dönüşüm ve toplumsal kontrol mekanizmalarıyla bağlantılı bütüncül bir politika çerçevesinde değerlendirmektedir. ETHR tarafından hazırlanan çalışma, Doğu Türkistanlı Müslümanların dini hayatlarına yönelik müdahaleleri belgeleyerek konuya ilişkin kamuoyu farkındalığını artırmayı ve yaşanan ihlallerin insan hakları perspektifinden daha kapsamlı biçimde anlaşılmasına katkı sağlamayı amaçlamaktadır.

